Gezun habu dağlere soğuk suleri içun !

Senoz’un Babik köyünden (Osoğli)Mehmet Ali Aksoy,1936 yılının Ağustoz ayında köyüne gitmek üzere Faso yaylasından yola çıkar. Yayladan ayrıldıktan az sonra, yol üzerindeki otlakta bir grup çoban kıza rastlar ve hemen orada bu kızlardan bir tanesi ile atma türküye tutuşur;

                 Mehmet  Gezun habu dağlere soğuk suleri içun

                 Kız   Guzin biz da gelurok siz çimenleri biçun

                Mehmet  Geceden niyet ettum bu gun remezon içun

              Kız   Bugun ki remezoni feda et bizum içun


Mehmet  Ocağuma koyemom kefaret sizun içun

            Kız  Sora toğbe edersen yol var muslimon içun

Bu harika atma türküyü ilk kez Fahri Boncukcu’nun yazdığı bir kitapda okuduğumda onu aynen yukarıda yazıldığı gibi bulmuştum. Kendisiyle tanıştığımda Fahri Bey’e bu atma türküyü çok sevdiğimi söyledim. Bunun üzerine Fahri Bey bir itirafta bulundu; bu türkünün son mısrasını (Sora toğbe edersen yol var muslimon içun) kendisinin yazmış olduğunu söyledi. Orijinalini sordum o da şöyle imiş

     Umrinde bir kefaret farzdır muslimon içun

Her ikisi de birbirinden güzel ! Bunlar bize Yahya Kemal’in şu mısrasını hatırlatıyor;

   Haram olan meyi tecviz eder mübaha kadar

Senozlu şairlerin bu tecviz -caiz görülme, izin verilme- meselesinde Osmanlı şairleri kadar hatta belki de onlardan daha da başarılı olduklarını görüyoruz. Fahri Bey 1936 yazında söylenen bu güzel türküyü unutulmaktan kurtarmış. Bizler onu sevinçle okurken Fahri Bey’in şairlik kudretini –kendisi gizlese de- öğrenmiş oluyoruz.

Turşi ve Heh

Puncukci Fahri bir söyleşimizde bana Hemşinliler ile Senozlular arasında mesel olan turşu ve hehin hikayesini şöyle anlattı

‘Eskiden Senoz’da çok turşu yaparlardı. Beş hatta öyle aileler vardı ki on büyük turşu kadıları olurdu. Bu turşular pırasa ve tereyağı ile kavrulurak yenirdi. Her sofraya oturulduğunda turşu mutlaka yenirdi ve sofranın en önemli yemeği sayılırdı. Senoz’luların çok turşu yemeleri Hemşinliler arasında alay konusu idi. Bizlere ‘turşici’ derdiler. Bütün Senozlular Hemşinlilerin gözünde ‘turşuci’ idiler.’ Birgün Hemşinli bir adam Senoz’a gelir ve hangi evi ziyaret ederse etsin ona turşu ikram edilir. Gittiği en son evde de karşısında turşu görünce dayanamaz ve silahını çıkarır masanın üzerine koyar ve şöyle der ;

(daha&helliip;)

SELOM OLSUN O GÜNLERE

Selom  olsun o günlere !

Bugün doksan yaşlarında olan çocukluğunu ve bütün gençliğini köyde ve yaylalarda geçiren, eşini bir kaç yıl önce kaybeden ve zamanının büyük bir bölümünü İstanbul’da bir apartman dairesinde geçirmekte olan Selviye nine, gençliğinde yaylada yaşamış olduğu, belli ki hiç unutamadığı bir hatırasını ne zaman türkü bahsi açılsa anlatıyor ve şöyle iççekiyordu ;

(daha&helliip;)

SENOZ BOĞALARI

Onlar daha genç denecek yaşlarda bireysel estetikten etiğe geçerler, tıpkı Kiergegard ve Tolstoy gibi. Çünkü hakiki güzelliğin etik alanda olduğunu bilirler. Genç bir boğa iken hayatı yalnızca estetik bir fenomen olarak agıladıkları görülse de bu haytalık günleri arada bir ziyaret edilmek üzere arkada kalmıştır.

(daha&helliip;)