Onlar daha genç denecek yaşlarda bireysel estetikten etiğe geçerler, tıpkı Kiergegard ve Tolstoy gibi. Çünkü hakiki güzelliğin etik alanda olduğunu bilirler. Genç bir boğa iken hayatı yalnızca estetik bir fenomen olarak agıladıkları görülse de bu haytalık günleri arada bir ziyaret edilmek üzere arkada kalmıştır.

 

Praksisin adamları onlardır, güzel yüzleriyle eyleme dönüktürler. Çoğu zaman filozofların dünyayı yorumlamakla yetindiklerini görseler de, asıl ve asil güzelliğin kötülüğün iktidarını yerlebir etmekten geçtiğini bilmektedirler. Sufilerin‘Kal’de kalan kalakalır’ sözüdür onların şiar edindiği. Zira bilgi sahibi olupta bunu eyleme dönüştürmeyenler kitap yüklü eşekler mesabesindedir. Onlar gecelerin ruhanileri gündüzlerin süvarileridir.

 

Günah, kişinin kendi ödevi karşısında geri adım atması değilse nedir?

 

Nietsche’nin felsefesi başından sonuna değin bir ‘Boğa Felsefesi’dir. Ne ki o, başta Batı felsefenin Padişahı Plato olmak üzere dekadan Avrupa kültürüne kafa tutmuş bir şehzade olarak, genç ve güzel bir boğa iken sabit kalamamış, yıkılmış gitmiştir.

 

Bu balyozla, dansederek felsefe yapan adamın hangi saiklerle inekleri lanetleyip boğaları taparcasına sevdiği felsefe tarihçilerinin önemli konularından biri olagelmiştir. Nietsche’nin kitapları okunduğunda Avrupa’da yalnızca ineklerin yaşadığı zehabına kapılınır, acaba neden? Avrupa bir ineğe mi dönüşmüştür sahiden? Ya bizler? Soylu Boğalar Kültürü’nü tevarüs edenler olarak Altın Buzağı’ya secde edenlerden mi olacağız?

 

Beethoven’in ise iri kıyım bir Girit Boğa’sı olduğundan asla şüphe edilemez. Müziği ve sağlam duruşu boğaların esrarına, kudretine dair bir methiyedir. Tanrı’nın bu asil bu vakur hayvanlara bahşettiği görkeme, zarafete, yüceliğe Beethoven doğuştan sahiptir, bunu eserine koymuştur. Oysa Nietsche Avrupa’da bu ihtişamlı boğaların  soyunun tükendiğini haber vermektedir.

 

Türk edbiyatınının pehlivanı Baki ise gür sadalı, gösrerişli, güzel boynuzlu bir boğadır. Daha tosun denilicek yaşta iken İstanbul’a gelmiş, tıpkı yaylalarda genç boğaların rakiplerine meydan okumaya, yüreklerine korku salmaya girişmesi gibi o, İstanbul’u fethetmeye, yerle bir etmeye kararlı bir cihangir gibi, kükreyerek, şiirinin kudretini duyurmuş, onu İstanbul’un her köşesinde yankılandırmıştır. Bizans’ta ve Osmanlı’da İstanbul, pehlivanların kapıştığı bir arenadır. İmparatorluğun geniş coğrafyasında doğan cins boğalar [Nef’i de öyledir] buraya gelir, er ya da geç rakiplerini ekarte eder seslerini dünyaya duyururlardı -bugün de böyledir. Baki’nin şiiri önünde zaman çaresiz kalmıştır, dört yüz şu kadar yıl sonra o hala, aynı tazelik ve letafetle yankılanıp durmaktadır ;

 

                  Nola ! devr içre nişanım yoğise ankayem

                  Ne acep seyl gibi çağlamasam deryayem !

 

O yalnızca bir boğa değil, ‘Söz Mülkü’nün Sultanı’dır, rakipsizdir ve gerçek bir pehlivandır;

 

                  Bu devr içinde benim padişahı mülkü sühan

                  Bana verildi gazel bana sunuldu kaside !

 

Ancak bir boğanın özgür ruhunu taşıyan kişide duyabileceğimiz dinç bir şiirdir bu. Onun beyitlerinin esrarına vakıf olmak için Karadeniz yaylalarındaki boğaların yüksek tepelere çıkıp manzaraya hakim olduktan sonra  avazeyi nasıl saldıklarını görmek gerekir ki baki kalan ve daim olanın ne olduğu iyice anlaşılsın ;

 

                   Avazeyi aleme Davut gibi salmalı

                   Baki kalan bu kubbede hoş bir sada imiş

 

Bugün İstanbul’da, bu epik güzelliğin tadına varabilecek, şiiri Baki gibi okuyabilecek kimselerin kaldığına dair kuşkularımız var. Ya Anadolu, ya Doğu Karadeniz dağları? Birer boğa ruhu taşıyan, Homeros’un, Firdevsi’nin,  Shakespeare’in, Hugo’nun, Picasso ve Yaşar Kemal’in ruhu bu yüksek dağlarda dolaşmakta ve orada yaşayan kimi kadın ve erkeğin cisminde, mizacında, şahsiyetinde tecessüm etmiş, ete kemiğe bürünmüş olarak yaşamaya devam etmektedir.

 

Kanuni Mersiyesi’nin ruhunu yakalamak için Kaçkar’ların, Toros’ların o ürkütücü doruklarına doya doya bakmak, onlardaki diriliği, zindeliği devşirmek lazım gelir ;

 

                   Tığın içürdi düşmene zahm-ı zebanları

                   Bahs itmez oldı kimse kesildi lisanları

                   

                   Deşti fenada murg-i heva durmayıp döner

                   Tığın Hüda yolunda sebil etti kanları

 

                   Şemşir gibi ruy-i zemine taraf taraf

                   Saldun demür kuşaklu cihan pehlevanları

 

                   Aldun hezar büt-gedeyi mescid eyledün

                   Nakus yirlerinde okuttun ezanları

 

 

İnek kültürü ve hemen ardından gelen işgal yıllarında ise ‘Söz Mülkü’ Yahya Kemal’indir. Nedimane şiirleri bir yana koyup, Bakinin uslubunu bulmuş ve onu İstanbulu fethetden yeniçerinin, o şanlı boğaların dilinde yeniden şahlandırmıştır. Tıpkı Mustafa Kemal gibi o da, işgal kuvvetleri karşısında bir soylu boğa gibi mevzisini almış ve üzerlerine yürümüştür ;

 

                    Vur pençe-i ali deki şemşir aşkına

                    Gülbang-ı asumanı yeden pir aşkına

                 

                    Vur  deyr-i küfrün üstüne rekz-i hilal içün

                    Gelmiş bu şehsuvar-ı cihangir aşkına

 

                    Düşsün çeleng-i Rum’un eğilsin ser-i Frenk

                    Vur Türk’ü gönderen yed-i takdir aşkına

 

 

Köroğlu, Şeyh Bedrettin, Pir Sultan Abdal, Dadaloğlu gibi halk pehlivanları soyundan gelenlerin ise 20.yüzyıla damgalarını ne şekilde vurmuş olduklarını dünya tarihi yazmıştır. Onların sesinin en muhteşem örneğini Muharrem Ertaş’ın bozlaklarında gürleyen boğa sesininde duyarız ;

 

                      Belimizde kılıncımız kirmani
                      Taşı deler mızrağımın temreni

                      Hakkımızda devlet vermiş fermanı
                      Ferman padişahın DAĞLAR bizimdir

 

Zulm ne rütbe olsa da, bu topraklara karakterini veren adalet duygusu ile biz, zulm mülkünü yıkarız. Küresel Sistem’in tiranları Anadolu ve Doğu Karadeniz’i sömürge toprakları olarak görmeye devam ettikçe bu boğalar daha fazla meydanlara dökülüp kendilerini gösterecektir.

 

                        NOT

 

Zaman Doğu Karadeniz ve Senoz Boğaları’nın uyanıklık zamanıdır.

 

 

                                    

                       Dereler  DAĞLAR bizimdir !

There are no comments yet.

Bir cevap yazın